Çocuğun büyümesi ve sağlıklı bir şekilde gelişmesi için ihtiyaç duyduğu şeyleri

düşünürken “oyun” genelde pek akla gelmez. İlk başta bakım, beslenme, sevgi

gibi temel ihtiyaçlar akla gelir. Oyun da bu ihtiyaçlar kadar temeldir aslında.

Çocuk oyun için önce kendi bedenini kullanır. Mesela küçük bir bebekken ayağını

ağzına sokmaya çalışır, elleriyle sesler çıkarmaya çalışır. Daha sonra, yürüme ve

konuşma gibi temel becerileri kazandıkça etrafındaki eşyaları ve kendisine alınan

oyuncakları birer araç olarak kullanmaya başlar. Bazen oyununa “konuşma”

işlevini ekler ve böylece diğer çocuklar veya anne babası onun oyununa katılma

şansı bulur. Çocuk büyüdükçe, oyun repertuarı da genişler. Zamanla, oyun

oynarken bir yetişkinin onu kontrol etmesine olan ihtiyacı azalır. İster

arkadaşlarıyla oynasın ister anne babasıyla, daha az yönlendirilmeye ihtiyaç

duyar. Oyunu bir özgürlük alanı olarak kullanmak ister. Anne babaların, çocuğa

oyun yoluyla bir şeyler öğretme veya bazı mesajlar verme ihtiyacı çocuğun oyunu

özgürlük alanı olarak kullanma ihtiyacıyla çatıştığında oyunun büyüsü bozulur.

Öyleyse, oyunun büyüsünü bozmamak için anne- babalar “serbest oyunu” ve

“öğretici oyunu” birbirinden ayırmalıdır. Bir şeyler öğretme ihtiyacınızı oyun

yoluyla karşılamak istediğinizde öğretici oyunu kullanabilir ve çocuğunuzu

hedefiniz doğrultusunda yönlendirebilirsiniz. Ancak bilmelisiniz ki çocuğunuzla

sağlıklı ilişki kurmanızı sağlayacak ve oyunun sihirli gücünü çocuğunuza

aktaracak olan şey serbest oyundur. Serbest oyunda siz yöneten, kontrol eden,

yönlendiren, kuralları belirleyen ve soru soran kişi olmamalısınız. Her şeyi çocuk

belirlemeli (ne oynanacağı, hangi oyuncakların kullanılacağı, kimin hangi rolde

olacağı vb.). Eğer isterse sizi oyuna o dâhil etmeli, istemezse ise izleyici olarak

kalmalısınız. O anın tadını çıkararak ve merak ederek onunla oynamanız veya

yalnızca oyununu izlemeniz onun iç dünyasına ve duygularına olan saygınızı

gösterecektir. Oyun oynarken tıpkı bir ayna gibi yaptığı eylemleri veya yüzündeki

duyguları ona geri yansıtabilirsiniz (“kaşlarını çattın galiba bu aslana kızdın” veya

“şimdi tavşanı yatağa yatırdın” vb.). Oyunda her zaman keyifli duyguları görmeyi

ummamalısınız. Onun öfke, hüzün gibi duygularını da kabul etmeli ve bu

duyguları dışa vurmak için seçtiği oyunlara engel olmamalısınız (örneğin kılıç

oyunuyla savaşmak istediğinde). Elbette oyunun büyüsünü bozmamak için serbest

oyunda gerekli bir kural var: kişilerin birbirine veya oyuncaklara zarar vermemesi.

Bu kuralın dışında, oyunun doğal ilerleyişine müdahale etmeden ve onun

yönlendirmesine bağlı kalarak oyunculuğunuzu sergilemelisiniz.

Oyunun nasıl sihirli bir gücü vardır?

*Nasıl ki yetişkinlerin kişiliği yaşamsal deneyimleri sonucunda gelişir, dış

dünyadaki yaşamsal deneyimlere henüz tam hazır olmadıklarından dolayı

çocukların da yaşamsal deneyimleri oyun sayesinde gelişir. Örneğin evcilik oyunu

çocuğun ileride yuva kurmasına bir hazırlıktır.

*Yetişkinin dili neyse çocuğun oyunu da odur. Çocuk oyun sayesinde kendine bir

ifade yolu bulur ve ifade edilen şeyler iç dünyada rahatlama yaratır.

*Oyun çocukların ortak dili olduğundan, aynı zamanda bir sosyalleşme aracıdır.

Çocuklar için bir buluşma noktasıdır. Toplumsal ilişkilerin gelişmesinde önemli

bir yeri vardır.

*Bir çocukla sağlam ve güvenli bir ilişki kurmanın yolu oyun oynamaktan geçer.

Oyun ilişkiyi ve bağlanmayı güçlendirir.

*Oyun oynamak çocuğa güç ve kontrol hissi verir. Yaşamında edilgen bir rolde

olan çocuk (örneğin ihtiyaçlarının çoğunu kendi karşılayamıyor ve ebeveynlerine

gereksinimi var) oyun sayesinde hayatta etkin bir rol oynama şansı bulur.

*Oyun yaratıcılığı ve canlılığı besler. Çocukların hayal gücü ve fantezi dünyaları

oyun sayesinde genişler. Mesela çocuk doktor olmayı da uzaylı olmayı da oyunda

deneyimleyebilir. Muzlu ayran gibi hiç olmayan şeyleri var edebilir. Bunun için

ihtiyaç duyduğu şey doğal ve serbest bir ortamdır.

*Anne-babalar için oyun, çocukların keyif aldığı bir aktivite olarak görülür. Fakat

aslında çocuklar her oyundan keyif almayabilir. Çocuklar bazen bazı oyunları, iç

dünyalarında deneyimledikleri kaygının ya da kaygıya yol açan fikirlerin,

dürtülerin üstesinden gelmek için oynarlar.

Uzm. Klinik Psikolog Dilay Celasun

Kaynakça:

Donald W. Winnicott -“Çocuk, Aile ve Dış Dünya”

Haluk Yavuzer- “Ana-Baba Okulu”

Charles E. Schaefer- “Oyun Terapisinin Temelleri”